Harikalar Diyarı Kore

Harikalar Diyarı Kore

İşim gereği her sene en az iki ya da üç kere Kore’ye giderim. Havası, kültürleri, insana bakış açıları, kendileri, birbirlerine olan saygıları, çalışma disiplinleri derken artık iyiden iyiye alıştım diyebilirim. Kültür şoku fazını çoktan atlattım, yemekleri derseniz pişirilmemiş deniz ürünleri ve canlı ahtapotlar dışında bir harika. 4 mevsimi ile havası bize yakın biraz daha sıcak ve nemli, biraz daha soğuk ve sert!

 

Ama yaşadığım bir şok varsa o da teknolojiye ve oyuna olan düşkünlükleri. Her gittiğimde soruyorum kendi kendime… Ne sorduğumu söyleyeceğim ama önce gelin size Seul’de geçen 1 günümün özetini sunayım;

 

9 saatlik uçak yolculuğundan hemen sonra ki bu işin işkence tarafı, bavulumu aldığım gibi hava alanından çıkıp otele gitme serüvenime başlıyorum. Hava alanları oldukça büyük olduğu için hatlar arasında metro sistemi ile geçiyorsunuz. Daha girer girmez sizi free wi-fi karşılıyor. Ne kadar güzel değil mi. 5 dakikalık metro yolculuğumda sağımda oturan kız telefonunda oyun oynuyor, karşımdaki genç çocuk kakao talk’tan yazışıyor. Hemen sesten anlıyorum artık, mesaj attıkça ve mesaj geldikçe şirin bir ses “Kato” diyor. Yanımdaki Kore’li amca ise (tahminen 80 yaşında ki Kore’liler gerçekten yaşını göstermiyor) gene başka bir oyun oynuyor.

 

Hava alanından taksiye biniyorum adresi veriyorum. Hemen GPRS sistemine giriyorlar. 1 tane bile GPRS sistemi olmayan bir taksi varsa Kore’de ben de Ozan değilim. Zorunluluk değil yasal olarak ama hepsinde var. Taksiler dahil araçlar oldukça lüks. KİA ve HYUNDAI almış başını gidiyor. Taksiciler genelde İngilizce bilmiyor ama online ya da mobil oyun ismi söyleyin bakın hemen nasıl reaksiyon gösteriyorlar.

 

Otel lobisinde bekleyen herkes ya bilgisayarını açmış bakınıyor ya da elinde bir smartphone (LG veya Samsung) oyun oynuyor. Bavulu bıraktıktan sonra yemek yemek için dışarı çıkıyorum. Sokakta yürüyen gençlerin yarısı telefona bakarak gidiyor, ya chatleşiyor ya da oyun oynuyor. Sanırım artık yola bakmadan yol bulma içgüdüleri oluşmuş.

 

Yemek için AVM’lerden birine giriyorum. Daha girer girmez yürüyen merdivenlerdeki mobil oyun reklamlarını görüyorum. Her yeri kaplamış durumda. Alt katta ise LG stand açmış ve herkes dev ekranda Fifa Online oynuyor. Yemek katında bir de atari salonu var. Burada gençler kendilerini kaptırmış oyun oynamaya devam ediyor.

 

Yemekten hemen sonra kahve içmem lazım ya, hemen güzel bir yer bulmak için dışarı çıkıyorum. Yoldaki otobüslerin %80’ninin üstünde online oyun ya da mobil oyun reklamları var. Bu arada otobüslerde de Wi-Fi var. Sokaklarda da… Bizim için lüks tabi. Kahvemi içmek için oturduğum yerdeki masaların hepsinde herkes konuşuyor ama telefonları ile de ya oyun oynuyorlar ya chatleşiyorlar.

 

Mobil oyunlar Avrupa’daki oyunlara göre oldukça farklı. Artık oyunlar bildiğiniz PC oyunları kalitesinde, online ve 1 GB’tan fazla. Birkaç deneme yapayım dedim. 1 GB’lık oyunu 3-4 dakikada indirdim, Kore’cem çok iyi değil ama buna rağmen inanılmaz etkilendim. İndirme hızını detaylandırmayayım daha fazla moralim bozuluyor Türkiye’ye dönünce.

 

İlk defa bile Kore’ye gitmiş olsanız, daha adımınızı attığınız ilk andan itibaren hissedebiliyorsunuz. Oyun ve teknoloji Kore’de çok ilerlemiş durumda. Herkesin her yaştan kesimin hayatının bir köşesinde yerini fazlası ile almış… Baştaki sorum da bununla ilgili idi, bu kadar teknoloji ve oyunun hayatımızın içine bu kadar derinden girmesi iyi mi? Sorunun cevabını bilmiyorum. Doğru ya da yanlış da demiyorum. Her şeye rağmen eski kültürlerini de bir o kadar iyi devam ettirebiliyorlar. Eski ile yeniyi çok iyi harmanlamışlar.

 

Ama bildiğim bir şey varsa; benim çok ama çok hoşuma gidiyor be arkadaş. Harikalar diyarında gibiydim her zamanki gibi… Darısı Türkiye’nin de başına…