Rium’lara Saplantılıyım…

Rium’lara Saplantılıyım…

Nedense sonu Rium’la biten oyunlara karşı bir zaafım var sanırım. Çocukluk dönemimde Sanitarium vardı, bende derin izler bırakmıştı. Her şeyden öte hikâyesi zaten seni darmadağın ediyordu. Geçen sene aynı duyguları yaşadığım bir oyun daha oldu; Machinarium, daha doğrusu 2009 yapımı bu müthiş şaheseri ben geçen sene keşfettim.

 

Çok kısa ama destansı bu oyunun benim için uzun sürmesinin en büyük sebebi nedir biliyor musunuz? Her sahnesinin kendi başına bir başyapıt olması. 2009 Independent Games Festival “excellence in visual art” ödülü kazanması da bunun bir göstergesi. (bunun dışında 4 ödülü daha var) Kimi zaman manzarasına dalıp sadece ekrana baktığınız dakikalarda bulursanız kendinizi, hiç şaşırmayın. Nasıl bir hayal gücü ve güçlü bir kalem bu çizimleri yapar nasıl bir çizgi bu dedikten 5 dakika sonra, Allah’ım beni bu dünyaya ışınla dedirtecek kadar etkili olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Ama sanırım bize orada yer vereceklerini sanmıyorum, çünkü Machinarium şehrinde sadece makineler ve robotlar var.

 

Oyunun konusunun derinliklerine inmeyeceğim çünkü bir derinlik yok aslında. Küçük robotumuz Josef’e selvi boylum al yazmalım neredesin diyerek, kız arkadaşı Berta’yı bulmasında yardımcı olmak için yola çıkıyoruz. Yalnız işin komik tarafı, bu büyük aşk hikâyesi bir yana dursun kız ya da erkek eminim herkes oyunun sonunda Josef’e âşık olacak. Karakterimiz o kadar şirin ki, yanınıza alıp sevesiniz gelebilir. Hele ki daha ilk sahnede Josef’in bedeninden kopuk kopuk parçalarını toplamaya başladığınız anda bu ilişkiye ilk adımı atmış olacaksınız.

 

Şehrin dışında bir çöplükte başlayan hikâye; şehrin sokaklarında devam ediyor. Bazı şehir vatandaşı robotlar size yardım ederken bazıları sizin peşinizde. Amacınız şehrin en yüksek kulesine çıkarak kız arkadaşınızı tutsak tuttukları yerden kurtarmak. Tek sorunumuz ise ne kadar istemesek de oyun kısa hikâyesi ile bulmacalara alışkın bir oyuncu iseniz hızla bitebiliyor. Tadı damağınızda o kadar kalıyor ki, benzer oyun var mı, Amanita Design’ın (oyunun yapımcısı) başka oyunu var mı diye aranıp duruyorsunuz.

 

Oyunun görselliği o kadar iyi ki, oyunda diyalog hiç yok. Onun yerine ortam sesleri ve sizi gerçekten rahatlatan, Machinarium dünyasında hissettiren müzikler var. Sountrack’ini de tavsiye ederim ayrıca dinlemenizi.

 

Eğer hala oynamadıysanız, şu sıcak Temmuz ayında aksiyondan uzak, relax ama mükemmel Machinarium’la sizi baş başa bırakmak isterim. Biraz da siz sevin küçük Josef’i. Amanita’ya saygılar, Josef’e seviler… J